top of page

ZÜLKARNEYN'İN UZAY SEYAHATİ

Her devirde Kuran’ın tam manasıyla anlaşılamayan ayetleri olmuştur. Kehf suresi Kuran’ın en ilginç surelerinden biridir. Bu suredeki bütün kıssalar birçok ince ve derin mana içerir, kolay kolay anlaşılamaz. Zülkarneyn kıssasından hemen önceki kıssa olan “Hızır-Musa aleyhisselam” kıssasında Musa aleyhisselam’ın hiç anlam veremediği ve zalimce gördüğü işler yapan Hızır’a karşı sabretmesi, sabrının sonunda da bu işlerin içyüzünü anlaması anlatılır. Bu kıssadaki ana fikir şudur: Allah’tan gelen bazı şeylerin iç yüzünü bilmesen ve anlamasan da inanmaya ve Allah’a güvenmeye devam et. Allah bu ana fikri ne kadar anladığımızı test etmek için bu kıssadan hemen sonra gerçekten çok karışık ve açık uçlu olan Zülkarneyn hikâyesini koymuş. Bu hikâye fazlasıyla açık uçlu olduğundan üzerinde çok farklı görüşler öne sürüldü, hikâyeyi yüzeysel şekilde analiz eden insanlar bu kıssanın akıl ve bilimle çeliştiğini iddia etti. Şimdi içinde ilk bakışta manasız görünen birçok ifade barındıran bu kıssayı bilimin ışığında açıklamaya çalışacağım. Bu söyleyeceklerimin temeli ilahiyatçı İskender Türe’nin “Zülkarneyn: Kur'an'da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan” kitabına dayanmaktadır.

 

Burada bahsedilen her şey yüzeysel birer iddia olmaktan öte uzun ve etraflı araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir. Biz Zülkarneyn’in gezilerinin gökte gerçekleştiğini söyleyen ilk kişiler değiliz. Kabu’l-Ahbar Zülkarneyn’in atını yıldıza bağladığını söylemiş ve bundan dolayı Muaviye (r.a.) tarafından uyarılmıştı.[1]  Hz. Ali (r.a.) ise Allah’ın bulutları Zülkarneyn’in emrine verdiğini ve bu bulutların onu istediği yere götürdüğünü söylemiştir.[2] Kıssa şu ayetlerle başlıyor:

83- (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

84- Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep verdik.

85- O da bir sebebe tâbi oldu (ETBEA).

 

Allah, Zülkarneyn’e SEBEB vermiştir. SEBEB bazı meallerde sadece “yol” olarak tercüme edilse de kıssa boyunca tekrarlanan ve farklı manalara açık olan bu kelimenin hâkiki manası bize bu kıssanın anahtarlarından birini sunacak. Tacu’l Arus’a göre SEBEB, kökeninde Arapça’da “hurma ağacına çıkmaya yarayan ip” manasına gelmektedir. Yani yüksekteki bir şeye çıkmak için kullanılan bir araçtır. “Zeyd inbi eslem” bu sebebin açıklamasını yaparken “gök yolu” anlamına geldiğini söylemiştir. Kur’anda da SEBEB kelimesi 5 kere geçiyor ve bunların dördünde “göğe çıkmayı sağlayan şey” anlamında kullanılmış.

“Ya da göklerle yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onlarda mı? Öyleyse çareler (SEBEBler) bulup göklere yükselseler ya! (Sad Suresi 10)”

“Firavun:" Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap; belki yollara (SEBEBlere) erişirim. Göklerin yollarına (SEBEBlere) erişirim de Musa'nın Tanrısı'nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. (Mü’min Suresi 36-37)”

“Her kim Allah’ın ona (peygamberine) dünyada da âhirette de asla yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, bir çaresini (SEBEB’ini) bulup göğe uzansın da kessin, sonra baksın, bulduğu çare öfkelendiği şeyi ortadan kaldırabilecek mi? (Hac Suresi 15)”

Bu kelimenin Kur’an boyunca bu manada kullanılması Zülkarneyn’in tâbi olduğu SEBEB’in de onu göğe ulaştırdığına işaret eder. Ayrıca ayette kullanılan (ETBEA) kelimesi de “tâbi olmak, uymak” demektir. Bu da Zülkarneyn’in yolculukta kontrol sahibi olmadığını ve sadece tâbi olan bir yolcu olduğu manasını veriyor.

Zülkarneyn’in yolculuklarının detayına girmeden önce Samanyolu Galaksimize bir göz atalım ki yolculukları daha rahat tasavvur edebilelim. Aşağıdaki çizim tamamen seküler bir kaynaktan alınmıştır ve Samanyolu Galaksimizi en son bilimsel bilgilere göre resmetmektedir.

neutral.jpg

86- Nihayet Güneş’in (ŞEMS’İN) battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta (Ayn-ı Hamie’de) batar buldu. Orada bir kavme rastladı…

Güneş Dünya’da batmaz, biz Güneş’i batıyor hâlde görürken aslında uzay boşluğundadır. Bundan dolayıdır ki Dünya’da Güneş’in battığı yer diye bir nokta belirlemek imkânsızdır. Güneş’in zâhir manada nerede battığını anlayabilmek için nereye doğru hareket ettiğini bilmemiz lazım. Kur’an, bize cevabı Yasin Suresi’nde veriyor: “Güneş, kendisi için belirlenen yere akar. İşte bu, azîz ve alîm olan Allah´ın takdiridir. (Yasin 38)” Güneş, durup yok olacağı noktaya doğru hareket etmektedir ve bu nokta Kehf Suresi’nde “Güneş’in battığı yer” olarak isimlendirilmiştir. Güneş’in bu rotasına astronomide Solar Apeks denilir ve Zülkarneyn yolculuğunda Solar Apeks’in sonuna kadar gitmiştir. Bu rotanın sonunda karşılaştığı şey daha da ilginçtir. Zülkarneyn, Şems’in (bu kelime genellikle Güneş olarak tercüme edilse de bütün yıldızlar için kullanılabilir) Ayn-ı Hamie’ye batışına şahit olmuştur. Ayn-ı Hamie geleneksel tefsirlerde “kara bir balçık” tabiriyle çevrilse de günümüz terminolojisinde bize karadeliği anımsatmaktadır. 1400 yıl önceki Arapça’da karadeliği karşılayan bir kelime olmadığını düşünürsek Ayn-ı Hamie’nin aslında karadelik için çok uygun bir tabir olduğunu görürüz. Ayn kelimesi Arapça’da “göz” demektir. Hem gözün hem de karadeliğin ışığı çeken delikler olduğunu düşünürsek göz ile karadelik arasında ciddi bir benzerlik olduğu aşikâr.  Solar Apeks’i sonu karadelikte biten bir tren olarak düşünebiliriz, bizim Güneş’imiz de bu trenin ortasındadır. Ayette bahsedilen karadelik muhtemelen Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki Süper Kütleli Karadeliktir.

86- Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz, "Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin" dedik.

Ayetin bu kısmındaki garip nokta “azap” kelimesidir. Allah Zülkarneyn’e neden bu insanlara azap etme yetkisi versin ki? Cevabı basit: Bu kavim kendi yıldızlarıyla beraber karadeliğe yaklaşıyordu. Eğer Zülkarneyn onları kurtarmasaydı karadeliğe gireceklerdi ki bu felaketi tabir etmek için “azap” kelimesi münasiptir.

87-88- Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz ona azap edeceğiz. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi."Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."

89-90-91-. Sonra yine bir sebebe tâbi oldu. Güneş’in doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle Güneş (ŞEMS) arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.

Bu ayet Zülkarneyn’in ikinci yolculuğunu anlatıyor ve bu yolculuk ilk yolculuğun zıt yönünde, yani Solar Antapeks’e doğru. “kendileriyle Güneş (yıldız) arasına engel koymadığımız bir halk” ifadesi bu halkın gezegeninin atmosfere sahip olmadığı izlenimini veriyor çünkü atmosfer mahlûkat ile Güneş arasındaki bir örtüdür. Atmosfer Güneş’ten gelen zararlı ışınları yansıtarak bizimle Güneş arasında koruyucu bir engel görevi görür. Zülkarneyn Güneş’in oluştuğu yere gitti ve muhtemelen henüz yeni oluştuğu için atmosferi olmayan bir gezegeni ziyaret etti. Başka bir yorum da şu olabilir: Allah’ın birkaç ayette geceyi bizim için bir örtüye benzettiği hakikatine binaen Güneş’e karşı hiçbir örtüsü olmamak ifadesi üzerinde hiç gece olmayan bir gezegene işarettir. Bu uygun bir periyotta hareket eden çift yıldız olması durumunda bilimsel olarak mümkündür. Evrendeki yıldızların çoğu (85%’i) çift yıldızdır. İki durumda da kesin olan şey şu ki Zülkarneyn galaksimizdeki yıldız oluşumunun olduğu bölgeye gitmiştir.

first.jpg
second.png

92-93- Sonra yine bir sebebe tâbi oldu. İki set (SÜDDEYN) arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.

Bu Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğudur. Bu ayette “set, bariyer” olarak çevrilen süddeyn kelimesinin ihtilaf yarattığı tercümelerde göze çarpmaktadır. Bazı mütercimler bu kelimenin dağları ifade ettiğini farz etse de bu sadece bir hipotezdir. Arapçada sesli harfler yazılmadığından bu kelimenin okunuşunda da ihtilaf vardır. Asım dışındaki kıraatçılar bu kelimeyi süddeyn olarak okumuştur ve südd kelimesi eski sözlüklere göre görünmeyen engel, bulut, sis manalarına gelmektedir. Asım ise bu kelimeyi seddeyn olarak okumuştur, sedd ise eski sözlüklere göre somut ve katı engel manasına gelmektedir. Kelimeyi daha doğru anlayabilmek için Yasin Suresindeki aynı kelimeyi içeren şu ayete göz atalım:

“Önlerine bir set, arkaIarına da başka bir set(SÜDDE/SEDDE) çektik. BöyIece onIarı kuşatıp sardık; artık onIar görmezIer. (Yasin Suresi 9)”

Bu ayetteki kelime de südde diye okunmalıdır çünkü Allah’ın burada kast ettiği set kâfirlerin kalplerini örten soyut bir settir, yoksa kâfirlerin somut setlerle çevrilmediği malumdur. Bu iki ayette de aynı ihtilaf olduğundan aynı şekilde okunmaları ve aynı manaya sahip olmaları lazım gelir diyebiliriz. Südde’nin yukarıda bahsedilen manalarını göze aldığımızda astronomide Südde’nin tam olarak karşıladığı bir terimin mevcut olduğunu görüyoruz: Nebula (bulutsu). Zülkarneyn üçüncü gezisinde iki bulutsu arasındaki bir gezegene gelmiş olmalı. Bu çift taraflı bulutsu galaksimizin merkezine yakın olan double helix nebula (çift Helis bulutsusu) olabilir.

all.png

[1] es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, C.5, s.450

[2] Ibn Kesir, a.g.e., C.2, s.103

[3] Saheeh Ibn Maajah, 3298

[4] Wahb b.Munabbih’den aktarılmıştır

[5] Fathul-Bari

third.png

94- Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc adlı kavimler yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir set (SÜDDE) yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"

Bu ayette südde kelimesi yine karşımıza çıkıyor. Bu ayette Zülkarneyn ile konuşan kişiler ondan Yecüc ve Mecüc’e karşı görünmez bir set (südde) yapmasını talep ediyorlar. Görünmez-soyut setler günümüzde füze kalkanı sistemleri veya antivirüs programlarıyla temsil edilebilir. Yeryüzü diye tercüme edilen “el-Ard” kelimesi de Dünya için kullanılmak zorunda değildir, üzerinde söylendiği herhangi bir yeri ifade etmek için kullanılabilir. İslam âlimlerinin görüşü bu yöndedir.

95- Dedi ki: "Rabbimin, beni içinde bulundurduğu (MEKKENE) imkânlar daha hayırlıdır. Siz bana gücünüzle yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel (REDM) yapayım."

“Mekkene” kelimesi “mekan”dan türemiştir. Yani bu ayette “Allah’ın beni yerleştirdiği mekân daha iyidir” anlamı da vardır. Zülkarneyn’in,  Dünya’nın o kavmin gezegeninden daha iyi olduğunu düşündüğü ve işi bittiği zaman Dünya’ya dönmek istediğini söyleyebiliriz. Konuştuğu kavim ondan SÜDDE yapmasını istemiş, Zülkarneyn ise onlara REDM yapacağını söylemiştir. REDM birden fazla katmanlı engel demektir. Lisan al-Arab gibi eski sözlüklerde bahsedilen manalarından birisi de “birden fazla katmanlı bulut”tur.

96- Bana demir kütleleri getirin. İki ucu denkleştirdiği vakit: «Körükleyin!» dedi. Demiri bir ateş haline getirince: «Getirin bana üzerine erimiş bakır dökeyim!» dedi.

Bu ayet seddin nasıl yapıldığını anlatıyor lâkin buradaki anlatım günümüzde dünya üzerinde var olan hiçbir sedde benzemiyor. Bazı âlimler bu seddin o devirdeki teknolojiyle inşasının imkânsız olduğunu, bu inşaatın Zülkarneyn’in bir mucizesi olarak görülmesi gerektiğini söylemişlerdir. Elmalılı Hamdi Yazır gibi âlimler ise bu seddin somut bir set olmadığını, mecâzi bir set olduğunu söylemiştir. Yecüc ve Mecüc’ün Ahir Zaman’da setlerini aşacaklarını ve bütün insanlığa saldıracaklarını biliyoruz, ki bir sonraki ayet de bundan bahsediyor:

97-98- Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler. Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.

Enbiya Suresinde de bu konu şöyle ifade edilir:

“Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler. (Enbiya Suresi 96)”

Lakin biz biliyoruz ki dünyada çok sayıda insanı hapseden bir set yok. Bu set var olsaydı bile çoktan uçaklarla veya diğer teknolojik cihazlarla aşılırdı. Hadislere göre Yecüc ve Mecüc kavimleri sayıca diğer bütün insanlardan daha kalabalıktır. Yani bu seddin dünyada bulunduğuna inananlar günümüzde dünyada milyarlarca insanın set arkasında mahsur olduğunu ve diğer insanlarca bilinmediklerini kabul etmek zorundadır. Bu kabulü yapan insanlar aynı zamanda hiçbir ize ve teknolojiye sahip olmayan bu iki kavmin savaşarak bütün insanlığı yeneceklerine inanmak zorundadır. Bu asırda Dünya’nın her karışını bildiğimizden Yecüc ve Mecüc kavimlerinin dünyada olmadığını anlamak için dahi olmamıza gerek yok.

Burada bahsedilen işlem kimyevi bir işlemdir. Sıcak demir iyi bir katalizördür ve erimiş bakırla girdiği reaksiyon üzerine oksijen üflendikçe metan ve hidrojen gazı açığa çıkarır. Ayette kullanılan fiil “körükle üflemek” manasına geldiğinden bu işlemin yanıcı gazlar olan hidrojen ve metanı yarattığını söyleyebiliriz. Bu gazlar çok hafif olduğu için hızlıca yukarıya çıkarlar ve diğer gezegenlerin çekim kuvvetinden dolayı diğer gezegenlere kaçarlar. Bu olaya astronomide “atmospheric escape (atmosferik kaçış)” denir ve Ay’ın kendine ait bir atmosferinin olmamasının sebeplerindendir. Ay’daki gazlar rahatça Dünya’ya geçebilir, bu yüzden Dünya’nın atmosferinin bir kısmı Ay’dan gelmiştir diyebiliriz. Zülkarneyn’in yarattığı gazlar Yecüc ve Mecüc’ün gezegenine geçmiş olabilir ve burada “REDM” kelimesinin ifade ettiği gibi birden fazla katmanlı gaz tabakası(metan ve hidrojen) oluşturmuş olabilir. Yecüc ve Mecüc’ün gezegeni bize meçhul olduğundan bu gaz tabakasının yarattığı engelin mahiyetini bilemeyiz, bu gaz tabakasının yıldızdan gelen ışınları engelleyerek Yecüc ve Mecüc’ü ışıktan mahrum bırakmış olması bir ihtimaldir. Şimdi Yecüc ve Mecüc’ün setini tarif eden bir hadise göz atalım:

“Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, Güneş ışınlarını görmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir. Bu mukadder olan zamana kadar böyle devam eder…[3] "

Bu hadis seddin gazdan yapıldığı görüşünü desteklemektedir. Katı bir duvar kavmi her taraftan kapatacak olmadığından Güneş ışınlarının gelişini tam olarak engellemez, lâkin hadiste Yecüc ve Mecüc’ün Güneş ışığından tamamen mahrum olduğuna işaret vardır. Aynı zamanda katı bir duvarı her gün eski hâline getirmek pek makul değildir, lâkin gazlardan oluşan bir set kendini her gün otomatikman eski hâline getirir çünkü gazlar akışkan özellikleriyle içlerinde açılan bir deliği hemen doldururlar.

Şimdi gezegenimiz Yecüc ve Mecüc’ün gezegenine yaklaşmaktadır ve gezegenlerimiz yan yana geldiğinde Yecüc ve Mecüc bizim gezegenimizi hedef alacaktır. Size aktardığım bu yorumun ayetlerden çok yoruma dayandığını düşünebilirsiniz, lâkin geleneksel yorum da ayetlerden çok yoruma dayanmaktadır. Zülkarneyn geleneksel olarak hep büyük ordulara sahip kudretli bir kral olarak anlaşılmıştır ancak ayetler bunların hiçbirinden bahsetmez. Şimdi de Yecüc ve Mecüc hakkında yorumumuzu destekleyen bazı hadisleri paylaşalım:

“Yecüc ve Mecüc kavimlerinin boyu ortalama bir insanın boyunun yarısıdır. Ellerinde tırnak yerine pençe vardır, azı dişleri yırtıcı hayvanlarınkine benzer. Büyük kulaklarından biri yatak görevi, diğeri örtü görevi görür. Ölümü önceden bilinmeyen erkek veya dişi bir bireyleri yoktur. Kadınları da erkekleri de bin çocuk yapmadan önce ölmez.[4]”

“Onlar Ademoğlunun alışılmamış çocuklarındandır. Adem bir gün ihtilam oldu, menisi toprağa karıştı da Allah bu sudan Ye’cûc ve Me’cûc’ü yarattı.[5]”

Bu rivayetler Yecüc ve Mecüc’ün gayri insani özelliklere sahip olduğunu gösteriyor. Tek bir ebeveynlerinin (Adem(as)) olduğunu ve çok hızlı şekilde ürediklerini söyleyen rivayetler eşeysiz üremeye işaret ediyor olabilir. Yecüc ve Mecüc’ün fiziksel özelliklerini göz önüne aldığımızda uzaylı olma ihtimallerini bir hayli yüksek buluyoruz.

Uzay diye bir şeyin varlığını bile bilmeyen bir kavme 1400 yıl öncenin kelimeleriyle bir uzay seyahati anlatmak epey zordur. Aynı zamanda bu anlatım o kadar üstü kapalı bir şekilde olmalıdır ki geçmiş zamanda okuyan bir insanı şaşırtıp kafasını karıştırmamalıdır. Bu hakikatleri Zülkarneyn kıssasını değerlendirirken göz önünde tutmak gerekir. Burada aktarmaya çalıştığım yorum Zülkarneyn kıssasını aydınlatan bakış açılarından birisidir. Bu yolculukların sadece uzay seyahati olmadığını, ayrıca zaman yolculuğu da olduğunu savunanlar da vardır. Ben bu ihtimallerden en makul bulduğumu size aktarmaya çalıştım. Ben Kur’an ayetlerinin sonsuz sayıda mana tabakasına sahip olduğuna ve okuyan herkes tarafından anlaşılamayacaklarına inanıyorum. Bunun bir sonucu olarak tek bir ayet için farklı birkaç yorum aynı anda doğru olabilir. Ben bu yorumun Zülkarneyn kıssasına dair tek doğru yorum olduğunu iddia etmiyorum, lâkin en azından zihninizde yeni bir bakış açısı oluşturmasını temenni ediyorum. Ve şüphesiz ki Allah en doğrusunu bilir.

bottom of page